Yine bir yeni
yıl, yine aynı umutlar ve yine aynı hayal kırıklıkları... Her yılsonunda,
engelli bireyler ve aileleri olarak önümüzdeki yıla dair hayaller kurarız. “Bu
sefer sorunlarımız çözülecek, engelsiz bir dünya bizi bekliyor” diye seviniriz.
Ancak, acı gerçekler ne yazık ki her seferinde yüzümüze çarpıyor.
2026'nın ilk
günlerinde, Millî Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) MEBBİS sisteminde yaptığı “teknik
düzenleme” ile 27 yaş ve üzeri özel gereksinimli bireylerin özel eğitim ve
rehabilitasyon hizmetlerine erişimi fiilen engellendi. Sistemde beliren “Sadece
0-26 yaş aralığına eğitim verilebilir” uyarısı, binlerce ailede büyük bir
paniğe ve öfkeye yol açtı. Bu karar, sadece bir yaş sınırı değil; engelli
bireylerin kazanılmış haklarının gaspı ve yaşam kalitelerinin düşürülmesidir.
Peki, neden bu
kadar önemli bu hizmetler? Neden hayat boyu sürmeli? Gelin, bu konuyu biraz
irdeleyelim.
Öncelikle, özel
eğitim ve rehabilitasyon hizmetleri, engelli bireylerin hayatındaki en temel taşlardan
biridir. Bu hizmetler kapsamında, bireysel terapilerden grup eğitimlerine,
konuşma ve fizyoterapiye kadar geniş bir yelpazede sunulmaktadır. Bu hizmetler,
sadece çocukluk veya gençlik dönemine özgü bir “yardım” değil; bireyin
bağımsızlığını, sosyal entegrasyonunu ve yaşam kalitesini doğrudan etkileyen
bir süreçtir.
Düşünün ki, otizm
spektrum bozukluğu olan bir yetişkin, düzenli seanslar sayesinde sosyal
becerilerini geliştirerek bağımsız bir yaşam sürdürebiliyor. Zihinsel engeli
olan biri, bilişsel egzersizlerle günlük rutinlerini yönetebiliyor. Konuşma
terapisi sayesinde iletişim becerilerini geliştirerek iş hayatına
katılabiliyor. Fiziksel engeli olan biri, rehabilitasyon seanslarıyla kas
gücünü koruyor, ağrılarını azaltıyor ve hareket kabiliyetini artırarak günlük
hayatını kolaylaştırıyor. Bu hizmetler sayesinde, engelli bireyler toplumun
aktif bir parçası haline geliyor; ailelerine yük olmaktan çıkıp, kendi ayakları
üzerinde durabiliyorlar.
Yapılan
araştırmalar gösteriyor ki, rehabilitasyon hizmetlerinin düzenli bir şekilde
kesintisiz devam ettiği durumlarda engelli bireylerde depresyon riskini
azaldığını, fiziksel sağlıklarının iyileştiğini, istihdam oranlarının
arttığını, aile yükünün azaldığını ve toplumsal entegrasyonun güçlendiğini
gösteriyor. Aksine, hizmetlerin kesilmesi durumunda kazanılmış beceriler hızla
kayboluyor. Konuşma geriliyor, davranış sorunları artıyor, bireyler sosyal
hayattan kopuyor ve aileler tükenmişlik sendromuna sürükleniyor. Türkiye'de
zaten erişim sorunları varken, bu hizmetleri yaş sınırı ile kesmek, adeta bir
bireyi yarı yolda bırakmak demektir.
Peki, neden
hayat boyu sürmeli bu hizmetler? Çünkü engellilik, 27 yaşında sihirli bir
değnekle ortadan kalkacak bir durum değildir. Aksine, yaş ilerledikçe mevcut
durumları ağırlaşarak yeni ihtiyaçlar ile zorluklar ortaya çıkabiliyor.27 yaş
sonrası dönemde, yaşlanma süreciyle birlikte kas zayıflaması, zihinsel
yorgunluk veya kronik rahatsızlıklar da artabildiği gibi yaşlanma etkileriyle
birleşen engellilik, daha yoğun destek gerektirebiliyor. Down sendromlu
bireylerde erken bunama riski, serebral palsili bireylerde eklem sorunları gibi
durumlar ortaya çıkabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün raporları da bunu
doğruluyor. Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi'nde belirtildiği
üzere, engelli bireylerin tüm haklarında olduğu gibi eğitim ve rehabilitasyon
hakları da yaşam boyu korunmalıdır.
Türkiye'de ise
Anayasa'nın eşitlik maddesi ve ilgili yasalar, bu hizmetlerin kesintisiz
olmasını emrediyor. Ancak, MEB'in bu kararı, sanki engelliler “27 yaş sınırı”na
ulaştıklarında “iyileşmiş” sayılıyor gibi bir yaklaşım sergiliyor. Bu uygulama
hem bilimsel hem de insani açıdan kabul edilemez bir durumdur. Özel
gereksinimli bireyler, hayat boyu öğrenme ve adaptasyon sürecinde; bu hizmetler
olmadan, izolasyon ve bağımlılık kaçınılmaz hale gelecektir.
1 Ocak
itibariyle uygulama geçirilen bu kararın ardından elbette engelli camiasının
tepkileri de büyük oldu. Otizm başta olmak üzere tüm engelli dernekleri,
engelli konfederasyonları, engelli platformları ve hak savunucuları ile
aktivistler tepki göstermede gecikmediler.
Otizm
Konfederasyonu tarafından yapılan açıklamada, otizmin çocuklukla sınırlı bir
durum olmadığı belirtilirken, “Otizmli bireylerin destek ihtiyacı yaşam
boyudur. Özel eğitim yalnızca çocukluk döneminde kazanım sağlamaya yönelik
değil, ileri yaşlarda kazanılmış becerilerin korunmasını, işlevselliğin
sürdürülmesini ve yaşam kalitesinin artırılmasını amaçlayan temel bir haktır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın eşitlik ilkesi, eğitim hakkı ve engellilerin
korunmasına ilişkin hükümleri; 5378 Sayılı Engelliler Hakkında Kanun ve
Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi,
engelli bireylerin yaşam boyu destek hizmetlerine erişimini güvence altına
almaktadır. Mevzuatta, özel eğitimin yaşa bağlı olarak sınırlandırılmasına veya
ödeneğin kesilmesine ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır” denildi.
Engelli
örgütleri tarafından yapılan açıklamalarda ayrıca özel eğitim ödeneğinin bir
sosyal yardım değil, bireyin işlevselliğini koruyan, aile üzerindeki bakım
yükünü azaltan ve kamunun uzun vadeli sağlık ve bakım harcamalarını düşüren
önleyici bir kamu hizmeti olduğu vurgulandı. Bu hakkın da bütçe tartışmalarının
konusu yapılamayacağı ifade edildi.
Kamu
yöneticilerine buradan sesleniyorum. Sorunlarımızı çözmek yerine yenilerini
eklemek, devletin temel görevine aykırı bir olaydır. Engelli dernekleri ve
aileleri zaten yıllardır seslerini zor şartlarda duyurmaya çalışıyorlar. Bu
karar, onları daha da mağdur edecektir. Bu “tasarruf” adı altında atılan adım,
uzun vadede çok daha büyük maliyetler doğuracaktır. Çünkü desteklenmeyen
bireyler, sağlık sistemi ve sosyal yardımlara daha fazla ihtiyaç duyacaktır. Engelli
hakları, bütçe kalemi değil, insanlık meselesidir. Eğitim ve rehabilitasyon,
bir lütuf değil, haktır. Acilen bu kısıtlama geri alınmalı, hizmetler yaş
sınırı olmadan herkese açılmalıdır. Aksi takdirde, 2026 yılı da önceki yıllar
gibi “bir öncekini aratan” bir yıl olarak hatırlanacaktır.
Sözün özü olarak,
2026'ya girerken umutlarımız bir kez daha yaralandı. Ama pes etmek yok. Engelli
hakları mücadelesi, hayat boyu eğitim ve rehabilitasyonun kesintisiz
sağlanmasıyla kazanılır. Hükümetten acil bir adım bekliyoruz. Bu kararı geri
alın, hizmetleri yaş sınırı olmadan herkese açın. Unutmayalım, gerçek bir
engelsiz toplum, ancak herkesin eşit haklara ve fırsatlara sahip olduğu bir
toplumdur. Belki o zaman, yeni yıllara gerçekten sevinerek girebiliriz.

Yorumlar
Yorum Gönder